Malpera Fermî ya Şehîdan

Malpera Fermî ya PKK'ê

gerillatv logo

PAJK

yjastar logo1

HPG Wêne

 

Büyük Zindan Direnişinin 12 Eylül faşist askeri rejimine karşı direnme kararı verdiğini ve herkesi direnişe çağırdığını duyurdu. Bu temelde iki yıl boyunca devam eden hazırlık çalışmaları da ülkeye dönüşü hazır kılmıştı. Ülkeye dönüş Kürdistan’ın orta kesimine; PKK’nin daha önce girmemiş olduğu alanlara dönük oluyordu. Böylece yeni bir süreç başlıyordu. Genel siyasi-askeri durum uygundu. 12 Eylül darbesinden sonra 19 Eylül 1980’de İran - Irak savaşı başlamıştı. İki yıl boyunca sürmüş, savaşta herhangi bir sonuç çıkmamıştı. Dolayısıyla iki devlette güçlerini daha çok savaş cephesine İran - Irak sınırına götürmüştü. Böylece hem İran’ın hem Irak’ın Türkiye sınırlarında güçleri azalmıştı. Güney ve Doğu Kürdistan’ın Bakur sınır boylarında geniş boş alanlar oluşmuştu. Şimdi İran - Irak savaşının ortaya çıkardığı bu zemin gerilla hareketliliği için gerillanın oralarda üstlenip hareket edebilmesi için çok uygun bir pratik zemindi. Gerilla böyle bir zeminden faydalanarak ülkeye dönüş ve Kuzey Kürdistan’da gerillayı geliştirme süreci içerisinde oldu. İran - Irak savaşının diğer önemli bir sonucu Kürdistan’ı egemenlik altında tutan devletlerarasındaki ortak yönetimi parçalamasıydı. Evet, Kürdistan parçalanmış her bir parçası başka bir devletin yönetimi altına verilmişti, ama Kürdistan üzerinde ortak bir yönetim vardı. Hem Kürdistan’da egemen olan devletler hem de kapitalist modernite sistemine öncülük eden devletler Kürdistan üzerindeki inkar ve imha sistemini birlikte yönetiyorlardı.

 Gizli ya da açık şöyle bir karar vardı: Hiçbir devlet kendi başına Kürtlere ilişkin karar almayacak, hiçbir devlet diğerinin aleyhine Kürtlere destek vermeyecekti. Böylece Kürtler birlikte kuşatılıyor, tecrit ediliyordu. İlişkisiz ve desteksiz bırakılarak Kürt direnişleri boğuluyordu. Kürtler bu biçimde denetim altında tutuluyorlardı. İran - Irak savaşı bu anlaşmayı bozdu. Artık gizli açık ne türden bir anlaşmaydı, ama fiili durum böyleydi. Mesela 1970 yılı başında Irak yönetimi Kütlere otonomi verdiğinde Türk devleti derhal müdahale ederek otonomiyi işlemez kıldı. Saddam yönetimi otonomiyi uygulamadı değil, Türkiye yönetimi uygulatmadı. Türkiye talebi üzerine Irak yönetimi derhal otonomiyi yürürlükten kaldırdı, işletmedi. Çünkü böyle fiili bir mutabakat vardı. Ama ortak yönetim de vardı. Daha önce Sadabat Paktı, Bağdat Paktı, CENTO Paktı (Merkezi Antlaşma Teşkilatı) gibi paktlar kurmuşlardı. Bunların temel amacı Kürdistan’ın ortak yönetimiydi. İşte bunu İran - Irak savaşı bozdu. İran ve Irak öyle bir savaşa tutuştular ki, bu anlaşmayı bir yana iterek karşılıklı olarak Kürtleri yanlarına çekmeye çalıştılar. İran, Güney Kürdistan’ın Kürtlerini; Irak, Doğu Kürdistan’ın Kürtlerini yanına çekmeye çalıştı. Böylece Kürdistan üzerindeki ortak yönetim parçalandı. Ortak siyasi egemenlik kırıldı.

 Diğer yandan 12 Eylül faşist askeri rejimi deşifre ve teşhir olmuştu. Herkes 12 Eylül darbesine karşı Kürdistan’da ve Türkiye’de silahlı direnişin gelişeceğini bekliyordu. Öte yandan darbe yönetimi saldırılarını sürdürmüş gücünü büyük ölçüde kullanmıştı, artık duraklama devrine girmişti. Fakat bir yandan da hızla üzerine siyasi kılıf geçirmeye, 12 Eylül faşist askeri darbesi temelinde oluşturduğu faşist asker diktatörlüğü sivil yönetimle maskeleyerek ‘demokrasi’ demek için topluma ve bütün dünyaya yutturmaya hazırlanıyordu. Böylece hem direnişi geliştirmek için Türkiye cephesinde de elverişli bir zemin vardı hem de geri kalmamak gerekiyordu. Diğer yandan kararı zindan direnişi vermişti. 1982 Büyük zindan direnişinin en önemli özelliği Kürdistan’ın bağımsızlığı ve özgürlüğü için 12 Eylül faşist askeri rejimine karşı direnme kararı vermesidir. Karar verilmişti, gerisi uygulamaydı. Geriye kalanlara uygulama düşüyordu. Karar vermek gibi bir sorunları kalmamıştı, karar verenler eyleme geçenler olmuş eylemde ideolojik başarı kazanılmış bütün sorumluluk eylemciler tarafından üstlenilmişti. Böylece 12 Eylül faşist askeri darbesine karşı direnişin önü açılmıştı.

 1979 yılının sonundan itibaren Rojhilat Kürdistan’a görevli olarak Karasungur arkadaş gönderilmiş 1980 baharında ulaşmış, 1980 – 1981 – 1982 üç yıl çalışmalar yapmıştı. Rojhilat Kürdistan’ı, Başur Kürdistan’ı tanımıştı, çeşitli siyasi güçler ile ilişkiler kurmuştu. Ayrıca çeşitli halk kesimleriyle sınır boylarında belli ilişkiler oluşturmuştu. 1981 yılı sonunda gidip, 1982’de Agit arkadaşın da katılımıyla bu çalışmalar gerillaya pratik hazırlıklar temelinde daha da hızlandırılmış, Güney ve Doğu Kürdistan’ın Kuzey Kürdistan’a sınır olan kesimlerinde gerilla kampları oluşturulmuştu. Bu temelde geri dönüş 1982 Eylül ayından itibaren gerilla grupları biçiminde gerçekleşti. Genel olarak kadro gücü teorik ve askeri bakımdan iyi eğitilmiş ve donatılmıştı. Pratik olarak da herkesin sınırlı bir donanımı vardı. Kendini savunacak ve çatışmaya girecek kadar silahı cephanesi bulunuyordu. Böylece hazırlıklı ve donanımlı olarak geri dönüşler gerçekleşti.

 Pratik olayları kısaca özetlersek: 1982 yılının Eylül ayından itibaren gruplar peş peşe Rojava sınırından Bakur’a geçip oradan Başur’a, bir kısmı Rojhilat’a kadar gittiler. Karasungur ve Agit arkadaşların hazırladığı kamplara ulaştılar. 1982 - 1983 kışında bu kamplarda üstlendiler. Ülkeye dönüş kısmen örgütlüydü, çok hazır yollar ve kuryeler yoktu. Bizim bir kuryemiz vardı, birkaç grubu götürdü. Bazı guruplar kılavuzsuz olarak dönüş yaptılar. Başur’a gidiyoruz diye Rojhilat’tan çıkan gruplar oldu. Haftalarca yollarda kalan gideceği yeri bulamayan gruplar oldu. Zorluklara karşı mücadele ederek engelleri aşarak dönüş gerçekleştirildi. Çünkü geri dönüş yapılan sahayı, geri dönen kadrolardan hiçbirisi tanımıyordu.

 PKK hareketi olarak 1982 yılının sonunda dönüş yaparken Botan ve Hakkari zemininde bir tek sempatizanımız vardı. Daha sonra da onu katlettiler. Bundan dolayı yaptılar. Onun dışında PKK’nin hiçbir ilişkisi tanıdığı yoktu, sadece Karasungur ve Agit arkadaşların 1981 - 1982 sürecinde yürüttükleri çalışmalarda oluşturdukları dar ilişkiler vardı. Arazi hiç tanınmıyordu. Onun için zorluklar oldu. Öyle kolay olmadı, hazır bir ortama elle tutulur gibi birlikler götürülmediler. Öyle birlikler oldu ki pusulayla gittiler, kılavuzsuz gittiler. Şemdinli’den bir tek pusulayla yola çıkıp Tendürek’e kadar pusulaya bakarak yürüyen gruplar oldu. Yiyecek ve içeceklerini yolda kendileri temin ettiler. Hiçbir kimseyi ve araziyi tanımadan gidiyorlardı. Botan, Hakkari sahası PKK için henüz yeni bir sahaydı. Kürdistan’ın merkeziydi ama o zamana kadar hiçbir çalışma yapılamamıştı, hiçbir ilişkisi yoktu, örgütsel tabanı yoktu. Tıpkı sıfırdan başlar gibi yeni başlangıç oluyordu.

 PKK, Kuzey ve Batı Kürdistan’da doğup gelişmişti, şimdi orta Kürdistan’a giriyordu ki, orada sıfırdan başlayarak ilişkileri geliştirmek durumundaydı. Bu dönüşün somut olumsuz olayı, Şahin Kılavuz ve komutasındaki gerilla grubunun Kasım ayı sonunda Rojava’dan Botan’a geçip oradan Başur’a Behdinan’a geçmek isterken Hezil çayında sele kapılarak şehit düşmeleri oldu. Yağışlı sisli bir süreçtir, adeta göz gözü görmüyor. Oraya kadar grubu getiren kurye yolu tarif ettikten sonra kendisi köyüne gidiyor. Kuryeden kaynaklı ne kadar olumsuzluk oldu onu bilemiyoruz. Grup yalnız başına yol alıyor ve bir ışık görülüyor, görülen ışık yönünden kendilerine ateş ediliyor. Bu durumda geriye dönüyorlar. Sabah olursa daha çok çatışma olur, alanı da tanımadıkları için yolu bulup suyu geçmekte ısrar ediyorlar. Patikayı bulup Hezil suyuna iniyorlar. Normalde Hezil çayını güz döneminde diz altında suya vurup geçiyorsun. Patikanın geçtiği yer de öyledir. Fakat grup oraya ulaşmadan 3 ya da 4 gün öncesinden yoğun bir yağış yaşanmış o kadar dağın suyunu içine alan nehir şiddetli akıyormuş, gece olduğu için de tam göremiyorlar. Suyun şiddetli olduğunu aslında fark ediyorlar, ama kendilerini oraya kadar getiren kuryenin “vurur geçersiniz kolaydır herhangi bir engel yoktur” biçiminde bilgi vermesini baz alarak el ele tutuşup geçmek istiyorlar. Kendilerini suya atıyorlar, atar atmaz öndeki grubu su vurup götürüyor. Geriye kalan bir ya da iki arkadaş su kıyısındaki otlara ve ağaçlara tutunarak kurtuluyorlar, onun dışındaki grubu sel götürdü. Güney’de köylüler çıkardılar. 8 arkadaş şehit düştü. Komutan Şahin Klavuz arkadaştı. Bütün arkadaşlar 1980 öncesi pratiğe katılmış tecrübe edinmişler, yurtdışında eğitim görmüşlerdi. Savaşa hazır militan arkadaşlardı. Öyle biraz da seçilmiş bir gruptu. Daha dinamik sağlam bir grup oldukları için bütün Suriye alanındaki teorik çalışmaların birikimini o tarafa taşımak için örgütlendirilmişlerdi.

 Şahin Kılavuz da genç yaşta Tuzluçayır’dan katılan bir arkadaştı. Serhatlıdır. Bir dönem Serhat’ta çalıştıktan sonra Siverek’e gitmişti. Siverek’ten bir daha çıkmadı. O, Karasungur arkadaşlar gibi de değil, “ben M. Celal Bucak’ı vurmadan Siverek’ten çıkmam” dedi. 12 Eylül darbesine kadar orada kaldı. Darbeden sonra Merkez Komite adına bir not gönderdik “gelmezsen hain ilan edeceğiz” dedik. Ancak o not ulaşınca çıktı Güney’e geldi. O kadar inatçıydı, duygusaldı. Kayıplar verilmişti oda etkilenmişti. Amaca ulaşmadan kesinlikle ayrılmak istemiyordu, çok zorlandı. Yurtdışında eğitim faaliyetlerine katıldı. Askeri olarak refleksleri güçlüydü, teorik olarak da önemli bir gelişme sağladı. Silahlı propaganda üzerine bir broşür hazırladı. 15 Ağustos Atılımında komuta düzeyinde rol oynayacak gerillayı geliştirmeye aday kadrolardan bir tanesiydi. Diğer arkadaşlarda benzerdiler. Hezil çayındaki kayıplar parti için ağır kayıplar oldu. Bu şehadetler işlerin daha ciddi olduğunu somut olarak gösterdi. Sadece düşmanla değil, doğayla da savaşılması gerektiğini net olarak gösterdi.

 Onun dışında 1982 - 1983 kışı karlı geçti. Gerilla çok fazla hareket edemedi, kamplarda kaldı. Ülkeye dönük pratik planlamayı yapan toplantı 1983 yılının Nisan ayında Lolan’da oldu. Rojhilat’tan arkadaşlar geçtiler. Önderlik sahasından yeni arkadaşlar gelmişlerdi. O alanda olan yönetim toplandı. Yedi - sekiz arkadaştan oluşuyordu, pratiği yürütmeye aday yönetim, içinde resmi Merkez Komite üyeleri de vardı. Ama aday olan pratikte gerillaya öncülük eden arkadaşlarda vardı. O toplantı ilk planlamayı yaptı. Hiçbir yeri tanımıyordu. İlçelere göre üçer - dörder kişilik birimler dağıtmayı, coğrafya ve halk ilişkilerini kurmayı, savaş için asgari bir hazırlık yapmayı hedefleyen bir çalışma planıyla böyle bir görevlendirme yapma öngörüldü. Plan buydu.

 Planın ikinci bir boyutunu da Karasungur arkadaş önerdi. Zaten pratiği hazırlayan kendisiydi. Hilvan ve Siverek direnişine öncülük etmişti, dolayısıyla yeni gerilla hamlesinin komutanı da kendisi oluyordu. Sürece komuta edip götürecekti.

 Yönetim böyle bir iş bölümü temelinde ikiye bölündü ve iki yönde çalışmalar başladı. Bir grup sınır üzerinden gerilla gruplarını örgütleyip içeriye göndermeye yöneldi. Karasungur arkadaş üç kişiyle birlikte Rojhilat’a geçerek oradan Kandil’e geçiyor. Kandil’de Komünist Partisi kampına gidiyor, onlarla görüşüyor. Oradan da YNK kampına gidecek görüşme yapacaktı. Şafakla YNK’liler Komünist Partisinin kampını basıyorlar. O süreçlerde baskınlar yapıyorlardı herkesi vuruyor katlediyorlardı. Karasungur arkadaş durdurmak istiyor ama dinlemiyorlar. O saldırıda Mehmet Karasungur arkadaş ile İbrahim Bilgin arkadaş şehit düştüler. Batmanlı Selim ile Mehmet Ertürk arkadaşlar kurtuldular. Dört kişiydiler. Karasungur arkadaş görüşmeler yapacaktı, İbrahim Bilgin arkadaşta ona yardım edecekti, diğer iki arkadaş daha çok güvenlik olarak oradaydılar. Batmanlı olan Selim kodu Mustafa’ydı, Hezil’de sele kapılan grubun içindeydi, oradan kurtulandı. Biraz o sahaları görmesi için gönderilmişti. Daha sonra kaçtı şu anda Avrupa’dadır. Mehmet Ertürk arkadaş 1985 yılında çatışmada Ağrı dağında şehit düştü.

 Karasungur arkadaşın şehadeti bir bütün olarak o yılı etkiledi, ama ondan sonraki sürecin hepsini de etkiledi. Üç senelik hazırlığı yapan ve tecrübe sahibi olan da Karasungur arkadaştı. Pratiği geliştirecek öncülük edecek komuta edecek durumdaydı. Bütün pratik çalışmaları hazırlayan planlayan konumundaydı. Şehadetiyle, yürütülen çalışma bir yerde duraksadı, ortada kaldı gibi oldu. Karasungur arkadaş Bingöl - Sancaklı’ydı. Lise öğretmeniydi. Grup içerisinde en yaşlı olan oydu. Herhalde Önderlikten de bir yaş büyüktü. Diğer öğretmen hareketi içerisinde sol harekete katılmıştı, hareket Kürdistan’a dönünce Aydın Hareketinde Aydın Gençlik grubu olarak tartışmalara girince Karasungur arkadaşla tanışılmıştı, tartışmalar sonucunda hareketin görüşlerini kabul edip katılmıştı.

 Bir süre Bingöl çevresinde çalışmalar yürüttü. Daha sonra 1978 yılı yazında Kemal Pir arkadaş yakalanınca Hilvan direnişine sorumlu olarak katıldı. Siverek direnişini örgütleyip yürüten komuta gücüydü, Merkez Komitenin askeri sorumlusuydu. Daha sonra da Rojhilat ve Başur’da çalıştı. Gerillanın pratik hazırlıklarını yaptı. Siverek üzerindeki eleştirileri hazmetmekte zorlandı. Öyle bir sonucu hiç beklemiyordu. Onunla karşılaşması psikolojik olarak olumsuz etkiledi. Tepkili bir duruşu oldu, Önderlik eleştirileri karşısında daha da zorlandı. Önderlik, bireyciliğini örgütsüz hareket etmesini, çizgiye dayalı değil de böyle öfkeye dayalı mücadele etmesini eleştiriyordu. Yoksa gerçekten de dinamikti ve yiğitti, aktif etkili mücadele ediyordu. Daha sonra konferanstan sonra araştırma - inceleme yapmış epeyce özeleştirel yaklaşım geliştirmişti. Kendini yenilemiş yeni sürece hazırlanmıştı. 1983 yılı başında mücadeleyi planlarken mevcut planlamayı da geliştiren böyle pratiğe hazır konumda olan bir düzeyi kazanmıştı. O büyük tecrübesine dayanarak Bakur’da gerillanın gelişimine öncülük edebilirdi. Şehadeti bu anlamda talihsiz oldu. 2 Mayıs 1983 günü şehit düştü.

 İbrahim Bilgin arkadaşta Tuzluçayır’dan katılan bir arkadaştı. Belli bir donanımı vardı, pratik ve emekçi bir arkadaştı. Çalışmalara aktif kadro düzeyinde katılım gösteriyordu. Birçok alanda pratik çalışmalara katılmış belli sonuçlar almıştı. 1983 yılında gerillaya yönelimin ilk önemli süreci etkileyen olayı budur.

 Diğer yandan ülkeye grupların gönderilmesi bir düzey de gerçekleşti. Son aşama Habur üzerinden Botan’a Uludere, Beytüşşebap, Şırnak taraflarına gruplar hazırlanıp yola çıkarılacağı zaman, 25 Mayıs 1983 günü Türk ordusunun Güney Kürdistan’a dönük ilk sınır ötesi operasyonu yaşandı. 5 km Habur’un doğu tarafından güneye girdiler. Birkaç gün bu operasyonu sürdürdüler. KDP’nin kampı Habur kıyısının üzerindeydi Yek Male köyünün yanındaydı. Suyun bir tarafında KDP kampı vardı, bir tarafında TC karakolu vardı, karşı karşıyaydılar. 1982 - 1983 kışında kaçakçılarla çatışmalar olmuştu, Türk askerlerinden iki-üç tane öldü, yaralılar vardı. Kenan Evren öfkeliydi, PKK’liler dönmüş sınırda hazırlık yapıyorlarmış diye sözler dolaşıyordu, duyuyorlardı. Aslında sınırı denetlemek KDP kampını sınırdan atmak için operasyon yaptılar. Ondan sonra sınırdan attılar da, Behdinan bölge komitesiydi, o komite Zap’a taşındı.

 PKK grupları üçer - dörder kişilik o operasyon ortamında Kuzey’e geçtiler. Agit arkadaşta Haftanin üzerinden Botan’a geçmişti. Botan’da aşiretler o operasyona karşı ayaklanabilirler değerlendirmesini yapıyordu. Botan aşiretleri arkadaşların üzerinde epey etkide bulunmuşlardı. Özellikle Jirkiler yakın aşiretler silahlıydılar, Kuzey Kürdistan’da asimilasyon çoktu. Botan’da hiç böyle bir durum yoktu. Kürt köylüleri ulusal değerlerle dolu ve silahlılar. Dolayısıyla söylemleri hep Kürt gerçeği üzerinedir. Arkadaşlar aşiret gücünü bir potansiyel direnme gücü olarak değerlendirmişlerdi. Bu nedenle operasyon oldu, aşiretler içinde ayaklanma olabilir içlerine katılalım örgütleyip yönetelim hesabı yapmışlardı. Tabi böyle bir şey olmadı. Tersine Jirkilerin bir ağası vardı Hacı Dırvaz “biz Kenen Evren’in askerleriyiz” diye açıklama yaptı. O aşiret gücünün mevcut duruşu öyleydi. Birbirlerine karşı savaşçıydılar. Kürt toplum özelliklerini taşıyor ve yaşıyorlardı, asimile olmamışlardı, ama devlet baskısı karşısında sinmişlerdi. Devlete karşı savaşçı karakterleri bitmiş tarihsel olarak yenilmişlerdi. Önderlik bu gerçeği çok ifade etti, ama bizim bunları kavramada zayıflıklarımız vardı. Agit arkadaş Botan’a geçince bir daha dönmedi. Garzan’a kadar gitti, alanları gezdi, çalışma yürüten birimlerle birlikte oldu. Kendisi tanıdı, birimlere yardımcı oldu, ama o da 1983’te savaşı geliştirmekle yükümlü olan bir yönetim, Botan’da öyle kaldı ancak güzün geri dönebildi.

 İlk Güney Kürdistan’da operasyon 25 Mayıs 1983’te oldu. Ondan sonra defalarca çok daha ilerilere 30 - 40 km içeri girecek kadar TC ordusu operasyon yaptı. Şimdiye kadar da yapıyor. Güney’e karşı saldırılar o zaman başladı.

 1983 yılındaki planlama istenilen düzeyde ilerlemedi. Bir tarafta Karasungur arkadaş şehit düştü, bir tarafta Agit arkadaş Botan’da kaldı. Birimler üç ayda önlerine konan görevleri yapamadılar. Gidip hazırlıkları yapıp dönmek ya da bilgi ulaştırmak örneğin Gever grubu Temmuz’a kadar Gever’e geçemedi. Cilo ve Çarçela’yı aşamadılar, kar vardı. Zaman doldu onlarda Güney Kürdistan’da kalmışlar, hiçbir şey yapmamışlardı. Böylece o plana göre hareket olmadı, bilgiler ulaşmadı. Ancak ilk bilgiler güzün ulaşabildi. Geç kalınmıştı. Yapılan planlamalar pratikte yerini tutmamıştı.

 Uygulama gücü olarak yönetimden şehit düşenler olmuştu. Dolayısıyla güzün de olsa gelen bilgileri değerlendirip pratiğe geçirecek bir yönetim gücü olmadı ve o nedenle 1983’te gerilla eylemliliği etkili aktif biçimde gelişmedi. Aslında coğrafyaya daha uygun bir planlama olabilirdi, her yerde değil ama bazı yerlerde üç aylık bir hazırlık yapılabilir,  Temmuz’dan itibaren de daha üst eylemliliğe geçilebilirdi. Öyle olmazsa bile yeterli bir yönetim ile öncülük edilse güzün ortaya çıkan bilgileri değerlendirerek güz sonu kış başında etkili bazı eylemler ile 1983’te de çıkış yapılabilirdi. Ancak mevcut bilgileri değerlendirerek 1984 yılına hazırlanma biçiminde bir pratik gelişti. 1983 - 1984 kışında sonuçlar ve o bilgiler değerlendirildi. Kapsamlı bir hazırlık çalışmasıydı.

 Diğer yandan 1984 yılı Ocak ayının sonu Şubat ayı başında kongreden sonraki Merkez Komite toplantısının aldığı karar doğrultusunda bir yıl geçmişti. Merkez Komite Önderlik sahasında dar bir toplantı yaptı. Zaten bazıları provokatör tasfiyeci çıkmışlardı. Önderlik kapsamlı ideolojik, örgütsel, taktiksel değerlendirmeler yaptı. O Şubat toplantısındaki kararlar, değerlendirmeler ve çözümlemeler kitap olarak düzenlendi. Mevcut yaklaşımları yetersiz buldu özeleştiri istedi. Yönetim, yönetim olacak mı, göreve sahip çıkacak mı çıkmayacak mı? Toplantıya katılan yönetim üyeleri özeleştiri verdiler. Pratiği geliştirmeye söz verdiler. O toplantının sonuçları 1984 yılı Nisan ayında ülkeye taşırıldı. Bir grup ülkeye geldi. Çukurca’da Çiyayereş tarafında geniş bir toplantı oldu, bu toplantı bir konferans niteliğinde oldu. Bütün Güney’deki güç toplanmıştı. Agit arkadaş onlar gelmişti. Önderlik değerlendirmeleriyle ülkeden edinilen bilgiler toplanmıştı. Uzun bir toplantı da oldu. Bir aya yakın tartışmalar, planlamalar, düzenlemeler yapıldı.

Pratiği geliştirmek üzere Uludere ve Çukurca’da eylem yapma kararına varıldı. Çukurca eylemiyle Abdullah Ekinci arkadaş görevlendirildi. Uludere’de eylemi geliştirilecek grupla Agit arkadaş görevlendirildi. Uludere’de bazı arkadaşlar ihbar edilmiş yakalanmışlardı. Bir tür intikam mücadelesi olacaktı. Çukurca’da da bazı arkadaşlar yaralı yakalanmışlardı. Dolayısıyla ajan işbirlikçi yapıdan hesap sormak gerekiyordu. Bu temelde bir eylemlilik öngörüldü. Çukurca’da eylem oldu. Çevrede çok fazla bir yankısı olmadı. Uludere’de ise herhangi bir eylemlilik gelişmedi. Sonuç pratik etkili olmadı. Mayıs ayında Fuat arkadaş ile Fatma’yı Önderlik ülkeye gönderdi. Kapsamlı örgütsel değerlendirmeler yapmıştı. Savaş yapacak birlikler, halk ile ilişkiler kuracak kitle çalışması yürütecek birlikler biçiminde örgütlenmenin detaylandırılmasını öneriyordu.

 Bu temelde Haziran sonu Temmuz başında bir yönetim toplantısı oldu. Fuat arkadaş onlar Önderlik perspektiflerini aktardılar. Ülkedeki bilgiler aktarıldı. Yönetim tartıştı, orada Cuma arkadaş, Fuat arkadaş vardı. Fatma gelmişti. Selahattin Çelik, Ebubekir biz gitmiştik atı kişilik bir toplantıydı. Orada HRK’nin kuruluşuna karar verildi. Önderlik eylem birliklerinin örgütlenmesini öneriyordu. Bu temelde “Silahlı Propaganda Birliğinin” örgütlendirilmesine karar verildi. Takım düzeyinde olacaktı. Üçer gruptan oluşuyordu. Bir; yedi kişilik gruplar. İki; yirmi birer kişilik. Üç; silahlı propaganda ve eylem birliği. Bu HRK (Hezen Rızgariya Kürdistan) olarak tanımlandı. Buna göre komutası, savaş güçleri düzenlendi. Onun dışındaki güç kasabalara göre yerel gruplar olarak kitle çalışması yapan gruplar olarak görevlendirildiler. HRK’nin kuruluş bildirisi hazırlandı.

 HRK ilanı ardından gelişme olursa bir ay sonra da cephe ilanına karar verildi. Cephe bildirisinin hazırlanması için Fatma görevlendirildi. Değişik yerlerde Kasabalara gerillanın girip afişleme yapması için afişler hazırlandı. Ozan Sefkan gelmişti. Sefkan ses sanatçısı olduğu kadar iyi bir ressamdı da çizgileri kuvvetliydi. Afişleri çizdi ve basıldı. Propaganda malzemesi hazırlandı ve onlarla birlikte hareket eden bir güç ikinci bir toplantıyı Şikefta Birindara’da yaptı. Sınır üzerinde Şemdinli’den Çukurca’ya Haftanin’e kadar olan alandaki güçler geldiler, toplantıya katıldılar. Toplantının sonuçları aktarıldı, bu örgütlenme nasıl eyleme dönüştürülecek, bu toplantıda da o tartışıldı. Şemdinli grubu Şemdinli’nin krokisini çizmişti. 20 kişilik bir birlik baskın yapacak. Aynı zamanda genel savaşın sıklet merkezi Suriye - İran arasındaki coğrafya Botan ve Hakkari alanı oluyordu. Stratejik planlamaya göre gerillanın merkezi burası olacaktı. Düşman duyurmazsa öyle olmalıydı ki pratikte bütün alan halkı duysun. Onun üzerine hem küçük kasaba olması hem bütün alanı içermesi itibariyle tartışılınca Şemdinli, Çatak ve Eruh’un buna uygun olduğu değerlendirildi. Hem küçük kasabalardı, güç yetebilirdi, hem de bir üçgen oluşturuyordu. Hakkari, Van ve Şırnak’ı etkisi altına alıyordu. Bu eylem planı böyle ortaya çıktı.

 Eylem planlaması ayrıntıda yapıldı. Sadece bir askeri eylem değildi. Hem askeri eylem hem de propaganda eylemiydi. Karakol basılacak, adliye basılacak, silah soygunu yapılacak, bildiriler dağıtılacak, afişleme yapılacak böyle altı-yedi eylem bir arada birlikte yapılması uygun görüldü. Zamanlama 15 Ağustos kararlaştırıldı. Çünkü bunların hiçbirisi not alınmıyordu. Bucak eylemi başarısız olmuştu ondan sonraki süreç başarısız gelişmişti, dolayısıyla bu sefer sürecin başarılı gelişmesi için ilk eylemin mutlaka başarılı olması öngörülüyordu. Başarının sırrı da gizlilikten geçiyordu. Düşmanın kulağına gitmemesi gerekiyordu. Düşmanı habersiz hazırlıksız aniden yakalamaktı. Bunun için not tutma yoktu, yazılı hiçbir şey oluşturulmuyordu, zaten bugünkü gibi cihazlar filan yoktu, hiç kimse bir şey aktaramıyordu. Her şey doğrudan görüşerek oluyordu ya da notlaşarak, not da kaldırılınca doğrudan görüşmeye kaldı.

 15 Ağustos Atılımı böyle belirlendi. Temmuz ayının sonuna doğruydu. Ağustos ayının başına yetişmek mümkün değildi. Şikefta Birindara’dan Eruh’a gitmek, Çatak’a gitmek ulaşmak imkânsızdı. En erken zaman Ağustos ayının ortası oluyordu. 15 Ağustos tarihi de böyle akılda kalacak bir tarih olarak belirlendi. Birlikler netleştirildi.

 Eruh eylemini, “14 Temmuz Silahlı Propaganda Birliği” yapacaktı. Birliğin komutanı olarak Agit arkadaş görevlendirildi. Yardımcıları ise Erdal arkadaş ile Mustafa Çimen’di. Çatak, “18 Mayıs Propaganda Birliğiydi.” Komutanı Terzi Cemal’di, yardımcıları vardı. Şemdinli eylemini Gözlüklü Ali Abdullah Ekinci arkadaş komuta edecekti, yardımcıları vardı. Böylece her komutanın bir askeri bir de siyasi yardımcısı oluyordu. Kitaplarda öyle yazıyordu. Gerilla birlikleri öyle örgütleniyormuş, bizde kitaplara göre örgütleme yapıyorduk. Sonuçta bir grup Botan’a gitti, Agit arkadaş onlar Botan’daydılar. Gittiler Çırav’da buluştular. Görevi anlattılar. Zaten Mehmet Sevgat arkadaş birlikteydi onlar eylem birliğine katıldılar. Oradan Gabar’a geçtiler, keşif yaptılar ancak 15 Ağustos’a yetiştirdiler eylem yaptılar.

 Eruh eylemi, karakol operasyona çıkmış içeride değildir, bir küçük grup kalmış onları kolaylıkla teslim aldılar. Çok o yönlü çatışmalı olmadı. Adliyeyi bastılar 60 silah aldılar. Cami hoparlöründen bildiriyi okudular. Bütün kahvelerde afişleme yapıp bildiri dağıttılar. Dolayısıyla Eruh eylemi propaganda da silah aldığı için ve askerleri etkisizleştirdiği için etkili oldu.

 Şemdinli grubu büyük ölçüde zaten Şikefta Birindara’ydı. Onlar ikinci bir hazırlığı Govende eteğinde Herguş’ta yaptılar. Ondan sonra Şemdinli’ye gittiler. Eylemleri, subay lojmanlarını ve karakolu bisivinglerle vurmuşlardı. Rütbeliler dahil ölenler ve yaralananlar oldu. Kısmen kahvelerde bildiri dağıttılar. Adliye baskını yapamamışlardı. Ebubekir ve Terzi Cemal’de Çatak alanındaydı. Araziyi tanıyorlardı ve bir süredir oradaydılar. Bulamadılar, dolayısıyla Çatak eylemi olmadı. Yetişip grubu bulamadığını görevi devredemediğini söylediler. O zaman öyle inandık, gerçekten öyle miydi, yoksa ağırdan aldı ulaşmak mı istemedi, dolayısıyla eylem yapılmadı mı? Bunu net bilemiyoruz. Fakat sonuçta 15 Ağustos günü planlandığı gibi Eruh ve Şemdinli’deki eylemlerle süreç ilan edildi. Tıpkı partinin ilanı gibi HRK’de ilan edildi, bildiri dağıtıldı. Eylem yapıldı.

 Düşman önce ayaklanma oluyor korkusuyla iki gün gizli tuttu. Gücünü alarma geçirmişti. Sonra gerilla eylemleri olduğunu anlayınca geri çekti, 17 Eylül akşamı BBC radyosu haber verdi. O zamana kadar gizlediler daha fazla gizleyemediler. Eylemler bütün dünyaya yayıldı. Genel olarak zaten herkes neden 12 Eylül darbesine karşı bir direniş olmadı diye bekliyordu. PKK bu kadar çalışıyor neden pratiğe dönüşmedi, onun beklentisi içindeydi, nihayet eylemlerle karşılaşınca genel kanaat zaten beklenen oldu dedi, hatta gecikmiş olarak gerçekleşti. Çünkü 1983’te olması gerekirken bir yıl ertelenmişti. Önderlik 1984 yılının Şubat ayında eleştirdi öncesinde de eleştirmişti. Daha sonra da 1984 yılının Temmuz ayında eleştirdi. Bir grup arkadaş ya eylem yapılır ya da silah bırakılır tutumuyla gelmişlerdi, Önderlik göndermişti. Onlarda Şemdinli eylemine katıldılar.

 Eylemler Mehmet Bucak eylemi gibi değildi. Başarılıydı, ama planlandığı gibi yüzde yüz de başarılı değildi. Üçte iki başarılıydı. Zaten üç kasaba basılacaktı ikisi basıldı. Basılan kasabalarda yapılanlar da üçte ikisiydi. Üçte biri de yapılamadı. Ama bu kadarı da yeni bir süreci başlatmaya yetti. Artık uzun süredir yapılan hazırlık eyleme dönüşüyordu. Siverek’ten planlanıp da yapılamayan, Lübnan - Filistin alanından manevra yapıp dönüp gelerek Botan’a ulaşma ve pratikleşme temelinde yapılmış oluyordu. Zindan direnişi, dağ direnişi haline gelmiş gerilla hamlesine dönüşmüş oluyordu. 12 Eylül faşizmine karşı ilk büyük direniş zindan direnişiydi, ama o ilk ideolojik direnişti. Şimdi yenisi askeri direniş 15 Ağustos eylemleriyle başlamış oluyordu. Böylece 15 Ağustos eylemleri yeni bir süreci başlattı. Buna “İlk Kurşun” dendi. “Kürt tarihinin miladı” dendi. PKK’nin doğuşu ve kuruluşuyla birlikte başlayan süreç 15 Ağustos gerilla eylemleriyle ete, kemiğe, örgüte ve eyleme dönüşüyordu. Taktiğe ve tarza kavuşuyordu. Böylece parti, teori - program ve stratejisine uygun bir taktik düzeyi kazanıyordu. Gerçekten de halka öncülük edecek bir parti gücü ve direniş hareketi bu biçimde başlamış oldu.

15 Ağustos gerilla eylemlerinin yankısı kuşkusuz büyük oldu. Herkes üzerinde şu ya da bu düzeyde etki yaptı. Her şeyden önce TC devleti ve hükümeti üzerinde etkileri oldu. Belirttiğimiz gibi önce ayaklanma olarak değerlendirdiler. Alarma geçtiler, sonra gerilla eylemi olduğunu anlayınca gerillaya karşı mücadeleye dönüş yaptılar. Derhal “Güneş Operasyonu” denen bir operasyon başlattılar. “48 saatte bitireceğiz” dediler olmadı. “72 saatte bitireceğiz” dediler yine olmadı. O gün bu gündür devam ediyor, halada bitirecekler.

 Devlet yönetimi derhal toplandı, değerlendirmeye aldı. Özal dönemin başbakanıydı, bazı çevreler “Bu eylemleri hafife aldı gerekli tedbirleri geliştirmedi” diyorlar. Gerçek öyle değildir. Devlet yönetimi derhal toplandı, gerekli tedbirleri değerlendirdiler. Gerillaya karşı mücadele görevini Cumhurbaşkanı olarak Kenan Evren üstlendi. Tedbirleri aldıktan sonra Turgut Özal tekrar tatile gitti, güya çok önemsemiyorlardı. Topluma ve kamuoyuna olayın çok büyük olmadığı izlenimini vermek istiyorlardı. Kenan Evren de basının önüne çıktı “bir şey yok, birkaç kılıç artığının girişimidir, kısa sürede hepsinin kökü kazınacak yok edilecekler” dedi. Ama gerçekte ciddiye aldılar. Kenan Evren Şemdinli’ye kadar geldi. Eylem yapılan yerleri ziyaret etti, moral vermeye çalıştı. Geri dönüşte arkadaşlar konvoyunu vurdular, iki asker öldü ve yaralıları oldu. 15 Ağustos eylemleri kadar bu eylemler de etki yaptı. Kenan Evren’in konvoyuna kurşun sıkmak onun güvenliğini vurmak, çok daha fazla etki yapıyordu. Böylece yeni bir savaş süreci Kuzey Kürdistan’da ve Türkiye’de başlamış oldu.

 15 Ağustos eylemlerinin siyaset üzerindeki etkisi, özellikle Avrupa siyaseti üzerindeki etkisi şöyle gerçekleşti: 12 Eylül cuntasını bazı devletler Avrupa Konseyine vermişlerdi. Avrupa Konseyinden çıkarılmasını istiyorlardı. Bu gerçekleşmemişti ama Avrupa Konseyi düzeyinde çalışmalar dondurulmuştu. 15 Ağustos eylemlerinden sonra o devletler başvurularını geri çektiler, dondurma kaldırıldı. Avrupa devletleri, 12 Eylül yönetimine TC devletine sahip çıktı. Hazırlıklı, örgütlü bir biçimde gelişen gerilla eylemleri karşısında inkar ve imha sisteminin bir parçası olarak TC’nin yürüttüğü savaştan yana tavır aldılar. Gerillaya karşı TC’ye destek vermeye çalıştılar.

 15 Ağustos eylemlerinin halk üzerindeki etkisi ziyadesiyle olumlu oldu. Botan alanında halkta bir hareketlilik başladı. Zaten o zamana kadar gerilla köylerde halkla iç içeydi. Belli bir tanıma bilgilenme durumu vardı. Gençler sempati duyuyorlardı. Eylemlerle birlikte Botan gençliğinin gerillaya katılma süreci başladı. Kuzey’de iç kesimlerde çok fazla etkisi duyulamadı. 12 Eylül baskısı vardı, toplum duyamıyor, bilemiyordu. O nedenle çok fazla toplumun tepkisi ölçülemedi. Toplumun eylemler karşısındaki durumunu Botan dışında Avrupa ve Rojava’daki halkın durumundan anladık. PKK Avrupa’da büyük bir sıçrama yaptı. O zamana kadar Kemal Burkay’ın KOMKAR’ı diğer gruplar kitle içerisinde daha çok etkindiler. Ülkedeki durum o alana taşmıştı. Durum çok belli değildi. Devletlerden destek alıyorlardı. KOMKAR bir Avrupa derneğiydi, Alman devletinde yasaldı, devlet destekliyordu. Dolayısıyla belli güçleri vardı. 15 Ağustos eylemleriyle birlikte bu durum ters yüz oldu. Avrupa’daki bütün yurtseverler PKK sempatizanı oldular. Devrimci yurtsever çizgiyi 15 Ağustos eylemleri ortaya koyunca bunların Avrupa’ya kaçmış mülteci halkın parasını alıp kendini yaşatmaya çalışan topluluklar oldukları açığa çıktı. Halk onları terk etti, PKK’nin kitle tabanı hızlı bir biçimde büyüdü. Öyle ki PKK bir yıl iki yıl içerisinde Avrupa’nın en geniş kitle tabanına sahip Kürt örgütü haline geldi. Demokratik Ulus çekirdeği yurtdışında 15 Ağustos eylemlerinden hemen sonra oluştu. Yeni bir toplum yeni insan ilişkileri yeni bir yaşam Avrupa’da ortaya çıkmaya başladı.

 Benzer durumu biz Rojava’da gördük. O zamana kadar Rojava’da PKK nasıl örgütlenecek, insanlar PKK’ye nasıl katılacak? Sorularının cevabı aranıyordu. O zamana kadar bu konularda bir netlik, programda, pratik yoktu. PKK Kuzey’den gelişmiş ortaya çıkmış bir örgüttü, tekrar mücadele etmek için Kuzey’e döndü. Peki, Rojava Kürtleri buna nasıl katılacaklardı?  Tartışma yapılıyordu, gençlik arayış içerisindeydi. İsmail arkadaş onlar birer gençlik grubu olmuşlardı, gidip Önderlikle tartışıyorlardı. Fakat çözüm bulunamıyordu. Çözümü 15 Ağustos eylemleri getirdi. Gençler gerillaya katılıp savaşa girdiler. Halk gerillayı destekler hale geldi, dolayısıyla Rojava’da PKK örgütlenmesi gelişti. YNK ve KDP’nin uzantısı olan örgütler küçük hale geldiler. Kısa sürede Rojava toplumunun ezici çoğunluğu Kuzey’deki gerillayı destekler, gençlik gerillaya katılır hale geldi. Böylece halkın bu direnişe sahip çıktığı destek verdiği gerçeği açığa çıktı.

 15 Ağustos eylemlerinin parti içindeki etkisi de olumlu oldu. Tasfiyeciliğe öldürücü darbeyi vurdu. Daha önce ifade ettiğimiz gibi, o zamana kadar bekleyen Baki, 15 Ağustos eylemlerini duyduğu an kaçtı. Çünkü gördü ki, artık beklentisi boşunadır. PKK silahlı direnişi başlatmıştır ve bu mücadeleyi yürütecek. Daha fazla diretirse kendisi de hedef haline gelecek, adeta TC devletine sıkılan kurşunu tasfiyeciler kendilerine sıkılmış gibi gördüler ve canlarını kurtarmaya çalıştılar. Bütün o karamsar kötümser dedikoducu, bireyci orta yolcu eğilimler, muğlaklık ne yapacağını bilememe, sıkıcı durumların hepsi aşıldı. Devrimci çizgi ortaya çıktı, militan olmak isteyenlerin ne yapması gerektiği netleşti. Devrimciysen savaşacaksın, savaşmıyorsan devrimciliğin yoktur. Böylece parti dışı çizgi dışı anlayışları eğilimlere öldürücü bir darbe vurdu. Devrimciliği devrimci militanlığı geliştirdi ve hakim kıldı. Parti içinde devrimci duruşu netleştirdi ve güçlendirdi. Her türlü zayıf, geri çeken orta sınıf eğilimlerini geriletti, zayıflattı, darbe vurdu.

 Parti içinde olduğu gibi, parti dışında da kendine sol, sosyalist devrimci hareketler diyen hareketler üzerinde 15 Ağustos Atılımının çok büyüt etkisi oldu. Kemal Burkay daha 1983’te “Devrimcilik mi, terörizm mi, PKK üzerine” başlıklı kitap yazıp Avrupa’da bastırmıştı. PKK’nin nasıl bir terör örgütü olduğunu iddia ediyordu. Dolayısıyla bütün Avrupa devletleri onu veri olarak alıyorlardı. PKK’ye karşı savaşı Avrupa’da da o başlatmıştı. 15 Ağustos eylemlerini duyunca Avrupa’da toplanmış bütün Kürt ve Türkiye örgütleri grup kurup bir araya geldiler. Şimdiye kadar Türkiye ve Kürdistan örgütlerini en çok bir araya getiren 15 Ağustos eylemleri oldu. 40 - 50 örgüt bir araya geldi, ortak imza atarak 15 Ağustos eylemlerine karşı bildiri yayınladılar. 15 Ağustos eylemlerini terörizm olarak tanımladılar. Kenan Evren yönetimine çağrı yaptılar. “Siz Apocuları tanımazsınız onları en iyi biz biliriz bize imkan verin onlara karşı mücadelede size yol gösterelim öncülük edelim” diye ajanlık yapmak, koruculuk yapmak üzere 12 Eylül yönetimine çağrılarda bulundular. Bunların hepsi belgelidir. Sayısız toplantı yaptılar, tartışma yürüttüler, açıklama yaptılar. Faşist askeri rejimin, gerici emperyalist güçlerin söylemediğini sözde kendine devrimci hatta kendine Kürt örgütü diyenler söylediler. 15 Ağustos eylemlerine o kadar çok saldırdılar ki, sanki kurşun devlete değil de kendilerine sıkılmış gibi yaklaştılar. Böylece tasfiyecilikle sömürgeciliğin nasıl bir ve iç içe olduğu, tasfiyeciliğin nasıl sömürgeciliğin kılavuzu koruyucusu olduğu gerçeği açığa çıktı.

 Çünkü PKK, 15 Ağustos eylemleri ile devrimci çizgiyi netleştirmişti. 15 Ağustos eylemleri olmazsa Avrupa’da gezip ‘biz devrimciyiz’ diyerek halkın imkanlarını alarak kendilerini yaşatıyorlardı. İnsanları böyle kandırıyorlardı. 15 Ağustos eylemlerinden sonra artık biz de devrimciyiz diyerek kimseyi kandıramaz hale geldiler. Şapkaları düştü kelleri göründü. 15 Ağustos eylemleri bütün maskelerini düşürdü, tasfiyeci işbirlikçi yapıları açığa çıktı. Böylece halkı kandıramaz, dolayısıyla halkın imkanları üzerinde yaşayamaz hale geldiler. Bundan dolayı da 15 Ağustos eylemlerini sorumlu tutup suçlamaya çalıştılar.

 15 Ağustos planlaması üç aylık bir planlamaydı. Bizim yönetimimizin 15 Ağustos planlamasını yapan örgütümüzün ufku o kadardı, gücü oraya kadardı. 15 Ağustos’tan 15 Kasım’a kadar üç aylık bir eylem planlaması yapmıştı. 15 Ağustos eylemleri Eruh ve Şemdinli eylemleri ardından büyük olasılıkla düşman geri çekilir toparlanır diye tahmin ediliyordu, çünkü o zaman küçük küçük karakollar vardı. Dört, altı ve on kişilik karakollar vardı. Bunlar kendilerini koruyamazlardı. Ya büyüteceklerdi yeni güçler getireceklerdi ya da üç, beşini bir araya getirip savunmaya alacaklardı. Eğer üç ya da beşini bir araya getirmeye kalkarlarsa korktukları anlaşılıyordu. Geri çekilme olacaktı saldırdıkça darbe vurulabilirdi. Aslında eylemlerin devamı geri çekilmeye yüz tutan karakolların vurulması biçimindeydi.

 Eruh eylemini yapan birlik eylem değerlendirmesini Hezil vadisinde yaptı. Eruh’tan Hezil’e kadar çekilmişti. Şemdinli birliği eylem değerlendirmesini Çemço’da yaptı. Başur’a girmiş ta Çemço’ya kadar gelmişti. Bırakalım Bukur’da eylem yapmayı, durumu anlamak istiyordu. Ancak kendilerini toparlayarak ondan sonra yeniden bir eylemlilik içerisine girebildiler. Üç ay içerisinde belli bir eylemlilik sürdü.

 15 Ağustos eylemlerinin sonuçları Kasım ayı sonu Aralık ayı başında Avaşin’de yapılan bir yönetim toplantısında değerlendirildi. Kısa özetlemek gerekirse bundan sonraki sürece ilişkinde, daha öncesinden bu planlanmıştı. Gerekli eylemliliği tamamladıktan sonra yönetim düzeyi toplantı yerine geçiş yaptı. Güçler yerlerinde kaldılar, Botan’da kaldılar. Başur’da olan güçler de kış ortasında Botan’a geçmek için hazırlık yaptılar.

 Önderlik yönetim toplantısına birkaç kaset doldurmuş olarak katıldı. İlk defa 15 Ağustos sürecinin değerlendirmesini yapıyordu. Geçte olsa önemli bir sürecin başlatıldığını, gelişmelerin iyi ve başarılı olduğunu söylüyordu. Direnişi yürüten yönetime moral veriyordu, destek veriyordu, cesaretle yürütülmesini istiyordu. Başarılı olacaklarına dair inancını belirtiyordu. Önderliğin desteğinin hep yanında olacağını ifade ediyordu. Böylece süreci Önderlik değerlendirmesinde aldı ve yönetim bu temelde bir değerlendirme ve planlama yaptı. Aslında devlet hazırlıksız yakalanmıştı. Dolayısıyla gerilla eylemleri karşısında başarılı olamamıştı. Artık kış süreci hazırlık süreci olacaktı. Çünkü durum netleşmişti, dolayısıyla hesaplaşma 1985 yılında olacaktı, bu belirgin hale gelmişti.

Duran Kalkan